13 Ocak 2016 Çarşamba

Bismillahirrahmanirrahim
ÜZÜMCÜ’NÜN BAŞINA GELENLER
Bütün hamtlar ve övgüler Allahu Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, Salât ve selam bütün insanlığın Efendisi, Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘e âline ve ashabına olsun..

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed
 
Değerli okurlarım! Yaşadığımız bu fani hayat elbette bir gün son bulacak, ebedi hayat başlayacak ve herkes bu dünyada yaptığını ahi rette hesabını verecektir. 

Orada inceden inceye hesaba çekileceğimiz hususlardan birisi de kul haklarıdır.
Allahu Teâlâ kul hakkını af etmiyor. Bunların bir kısmını ana-baba hakkı, evlat hakkı, karı-koca hakkı, komşu hakkı, akraba hakkı, işçi-işveren hakkı şeklinde sıralamak mümkündür.
Bugün sizlere kul hakkıyla ilgili bir kıssa anlatacağım.
Üzümcü Yusuf rüya görür ve rüyasında can çekiştirir ölür, yıkarlar kefenleyip kabre koyarlar, üstünü örterler üzerine”Kur’an-ı Kerim” okurlar ve telkinini de vererek mezarın başından herkes dağılır gider
Adam kabrinin içinde tek başına kalır. Birde bakar ki kabrin sağ tarafından bir kapı açılır ve oradan sorgu melekleri “Münker ve Nekir” gelir. Kabirden adamı alır karanlık bir yere götürürler,
Burada dur derler adam durur, birde bakar ki bir tane terazi getirilir terazinin bir köşesinde çok az bir üzüm koyulur ve adam şaşırır adamın karşısına karanlıkta ne olduğu belli olmayan kim olduğunu tanımadığı bir adam gelir.
O iki melek ”Nekir ve Münker” melekleri adama derler ki şimdi bu adama üzüm tart. Bu üzüm senin dünyadaki tarttığın terazideki eksik üzümlerin gel. Tart. Sonra beni alıp başka bir yere götürdüler 
kapkaranlık başka bir yer biraz ileri gittik karşımıza büyük kale kapısı gibi çok büyük kapı çıktı.
O iki melek kapıya açıl dedi. Kapıda yavaş yavaş açıldı.Oradan acayip alevlerin içinde insanlar yanıyor yandıkça tekrar Allahu Teala tekrar dan diriltiyor etleri parçalanıyor alevler içinde simsiyah zift gibi akıyor tekrar hayata dönüyorlar
Yine aynı insan oluyorlar yeter yakmayın bizi diye feryat ediyorlar o insanların feryadı dünya acılarına ve feryatlarına hiç benzemiyordu. Hiç bir insanın yüreği dayanacak feryat değildi.
Oranın feryadı yürekleri yerinden parçalayacak bir feryattı. O ateş dünya ateşinin çok değişiğiydi.
Dünya ateşine benzemeyen bir ateşti. Dünyada hiç onun benzerini bile görmedim. Sonra o 2- melek bana dediler ki biz “Münker ve Nekir” melekleriyiz. Şimdi söyle bakalım senin cezanı buraya atarak mı verelim yoksa başka türlümü verelim.
Ben öyle bir feryat ettim ki beni buraya atmayın cezamı başka türlü verin tamam dediler beni kapkaranlık boş bir alana götürdüler.
Ayaklarımdan başlayarak benim üzerime acı bir sıcaklık çöktü dayanılmaz acılarla bir anda kaynar su gibi terler dökülüyordu.
O dökülen kaynar ter bir anda dizlerime kadar çıktı görünürde ateş yoktu vücuduma gelen o sıcaklık dayanılmaz acı verip beni yakıyordu ben ise dayanılmaz acılar içinde beni yakmayın diye feryat ediyordum.
O’ 2- melek “Nekir ve Münker” yine terazide eksik üzüm koyacak mısın? Diye bana soruyordu. Baktım yine sağ tarafta yine terazi üzerinde az bir üzüm vardı. Bunu gel bu adama tart dediler.
Baktım orda kim olduğunu tanıyamadığım adam terazinin sağ yanında içerisi karanlık adamın kim olduğu bilinmiyordu.
Ben o vücudumu saran sıcaklığın acısına dayanamıyor acılar içerisinde feryat ediyordum. Ne olduğunu bilmediğim beni saran o sıcaklık acısı sanki o adamları yaktıkları cehennemin sıcağına benziyordu.
Ne olduğunu anlamadığım sıcaklığına dayanamıyor yandım diye feryat ediyordum. İşin bir tarafıda ben bunları rüyada yaşarken ben o acı feryadı yatağımda gerçekten yapıyor yatağımda çığlık koparıyormuşum. Hanım çığlığıma yataktan fırlamış beni uyandırmak istemiş ne yapmışsa uyandıramamış.
.Sonra çocuklar yataklarından kalkıp anne babamıza ne oldu diye korkup ağlamaya başlamışlar. Ben ise dayanılmaz acılar içinde acayip sesler çıkararak feryada devam ediyormuşum.
Hanım kocama ne oldu diye ağlamaya başlamış. Benim dayanılmaz çığlıklarımı duyan komşular eve akın etmeye başlamışlar, hemen doktora götürelim demişler, şaşkınlık içinde hanımı ve çocukları yatıştırmaya çalışıyormuşlar, bir yandan da beni uyandırmaya çalışıyormuşlar.
Hanım bakmış ki ben yatağın içinde sıcaktan yanıyorum, komşulara kocamı kurtarın kocamı sıcak basmış yanıyor, ondan uyanamıyor diyormuş gelen herkesten yardım istiyormuş, komşular bu adama ne oldu ateşler içinde yanıyor uyandırıp kurtaralım diyormuşlar.
Bir yandan da üzerime su döküyormuşlar. Suyun bile benim yanmama hiçbir tesiri olmuyormuş, bütün çabaları boşa geçiyormuş, şaşkına dönmüşler. Komşular beni kurtarmak için yatağımdan kaldırmaya uğraşıyormuşlar bir türlü yatağımdan kaldıramıyormuşlar ne oldu bu adama bu adam ölüyor demişler.
Sonra o 2 melek “Nekir ve Münker” O üzerimden o acısına dayanılmaz sıcaklığı yavaş yavaş alıp onu vücudumdan geri çektiler. Onlarda dayanılması imkânsız sıcaklıklardı buharı bütün vücudumu kaplıyor yakıyordu, o sıcaklığı benim vücudumdan aldıktan sonra bir daha
terazide az üzüm satacak mısın diye bana sordular
Ben ise bunca acıdan sonra daha satmam dedim. Sonra bana haydi çık git dünyaya ben ise o çektiğim acıların feryadını vücudumdan aldıkları halde feryada devam ediyor dayanılmaz çığlık koparıyordum ve yavaş yavaş uyanmaya başladım.
Birde ne göreyim yatağım sular içinde öyle bunalım içindeyim ki gözlerim yarım açılıyordu.
Ölümden dönmüş gibi, yavaştan kendime gelir gibi oluyordum evde de çığlık sesleri başımda kalabalık insanlar ve hanımımın hıçkırıkları ne olur kocamı kurtarın kocama bir şeyler oluyor diye hanımımın sesini duyuyor bir türlü kendime gelip toparlanamıyordum.
Sonra hanımım yanıma gelip sana ne oluyor evi kalabalık insan toplandı, feryadını duyan eve geldi hanımımın sözlerini duyuyor cevap vermeye mecalim gelmiyordu..
Kendimi ölmüş öbür dünyada görüyordum. Bir yandan da kalabalığı görürken bir anlam veremiyor kan ter içinde onların yüzüne bakıyor konuşamıyordum komşular toplanıp beni kendime getirmek için zorla yataktan dışarı çıkardılar.
Sana ne oldu böyle ölmüş gibi duruyorsun onların yataktan kaldırmasıyla, birde ne görsünler başımdan aşağı ter su gibi boşanıyor benim halime şaşıran komşular senin vücudundaki siyahlıklar ne böyle sen genç bir adamdın nasıl oldu bir gecede birden ihtiyarladın..
Yüzün kırışmış, saçların bembeyaz olmuş onların öyle demesiyle, biraz daha kendime geldim,
Bana ayna verdiler aynaya baktım doğru çıktı. Ben saçları simsiyah olan 25- yaşında bir adamdım şimdi 90- yaşında görünüyorum bütün saçlarım bembeyaz olmuş siyah bir tüy bile kalmamıştı.
Yüzüm kırışmış adeta çökmüşüm yaşlanmıştım evdeki insanları görünce ölmediğimi dünyaya geri gönderildiğimi anladım ve kendimi toparlayarak hanımıma ve çocuklarıma baktım.
Hanımım çocuklar ve eve gelen o insanlarda şaşkındı. Bende onların şaşkınlıklarını gidermek için başımdan geçen olayları anlattım.
Şu an ismimi vermiyorum kendimi gizliyor hüzünlü acı içinde hayatımı sürdürüyor her işimde kılı 40-yarıp ölçüde tartıda çok çok dikkat ediyorum beni görmek isteyenler gelsin görsünler
7- senedir yaşıyorum 7- senedir o acıları ben yine yaşıyorum. Ben üzüm satıcısıydım üzüm satarken eksik tartıyordum.
Şu anda yüzümün ve vücudumun çoğu yerinde simsiyah yanıklar var. Ben bu rüyamı sizlerle ibret olsun diye paylaşıyorum.




Bismillahirrahmanirim
Misvak kullanmanın birçok yararları vardır:

Bütün hamdlar ve övgüler Allahu Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, Salât ve selam bütün insanlığın Efendisi, Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘e âline ve ashabına olsun.
Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed
Değerli okurlarım! Kullanılması çok yararlı olan ve Hz. Muhammed (s.a.s.)' in önemle tavsiye ettiği, diş fırçası vazifesini gören, hoş kokulu ve erâk adı verilen meyvesiz bir ağacın dallarından kesilip kullanılan parça. Diş temizliğinde kullanılan ince ağaç dalıdır. 
İslâm dini temizliğe büyük bir önem vermiş ve temizliği imanın belirtilerinden saymıştır. Bedenin, namaz kılınacak yerin, iş veya ikamet yerinin, çevrenin, hatta insanların dinlenmek için oturdukları ağaç gölgesi ve benzeri pikrıik yerlerinin temiz tutulmasıyla ilgili emir ve tavsiyeleri sünnette bulmak mümkündür. 
Beden temizliği ile ilgili olmak üzere de, fıtrattan gelen ve geçmiş peygamberlerin de uyguladığı bazı temizlik noktalarına dikkat çekilmiştir. 
Tırnakların kesilmesi, koltuk altı ve kasık kıllarının temizlenmesi, bıyıkların uzun kısımlarının kesilmesi, sünnet olmak ve özellikle dişlerin temiz tutulması bunlar arasında sayılır.. 
Dişlerin temizlenmesi için kullanılan sivâk veya misvağın İslâm'da taabbüdi bir yönü de vardır.
 Hanefîlere göre, misvakla dişleri temizlemede abdestin, Şâfiîlere göre ise namazın sünnetlerindendir. Böylece hergün düzenli bir şekilde her abdest alındığında veya her namaz vaktinde, namazdan önce dişlerin de temizlenmesi amaçlanmıştır.
 Hz. Âişe'den nakledildiğine göre, Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Misvak kullanarak kılınan namazın, misvaksız namaza üstünlüğü yetmiş kattır.”
Başka bir hadiste, namazla birlikte diş temizliğine şöyle dikkat çekilir: "Eğer ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, onlara her namazda misvak kullanmalarını emrederdim" (Buhârî)
Rasûlüllah (s.a.s) abdest veya namazla ilgili olmaksızın da, misvak kullandığı, özellikle Kur'an-ı Kerim okumazdan önce de diş temizliğine dikkat ettikleri görülmektedir. 
Misvak kullanılmasının amacı ağız temizliğidir. Şu hadiste bu genel amaca işaret edilir: Misvak kullanınız. Şüphesiz misvak ağız için temizleyicidir" 
(Buhâri,) Hz. Peygamber'in gece misvağı yanında olmaksızın yatmadığı, sabah kalkar kalkmaz ilk işinin dişlerin temizlemek olduğu nakledilir (Ebû Dâvud Tahâre,).

Misvak kullanmanın birçok yararları vardır:

1-Ağızdaki yemek artıklarını ve dişlerin pasını giderir,
2-Dişleri mideden yükselecek gaz ve kirleri kabul etmeye hazırlar,
3-Normal şekilde fırçalanırsa dişleri parlatır, 
4-Damağı güçlendirir,
5-Dili çözer, çürümeyi engeller, 
6-Ağız kokusunu güzelleştirir,
7-Zekâyı berraklaştırır.
8-Yemeğe karşı iştahı artırır,
9-Balgamı keser, 
10-Görüşü güçlendirir,
11-Diş köklerindeki çürümeyi giderir,
12-Mideyi sağlamlaştırır, 
13-Sesi berraklaştırır,
14-Yemeğin sindirimine yardım eder, 
15-Sözün akışını kolaylaştırır,
16-Okumayı, zikir ve namazı canlandırır
17-Uykuyu uzaklaştırır,
18-Rabbin hoşnutluğunu kazandırır, 
19-Melekleri sevindirir ve sevapların sayısını artırır. 
20-Aynı zamanda misvak ağzı temizler. Temizlik ise oruçlunun en üstün işlerindendir.. (İbni-iKayyım.)
Bütün bu hadisler ve sahabe uygulaması gösteriyor ki, diş temizliği yalnız abdest ve namaz, ya da Kur'an-ı Kerim okuma sırasında değil, sağlık açısından ve toplum içine çıkarken dikkat edilmesi gereken önemli bir temizlenme şeklidir. 
Misvak'ın bu genel temizlik yönünü dikkate alan İslâm bilginleri beş yerde, diş temizliğinin müstehap olduğuna dikkat çekmişlerdir. Misvak âletinin aslı olan erâk ağacından diş sağlığı bakımından faydalı olan florin maddelerinin bulunduğu, ağıza güzel bir koku verdiği ve mide için bir takım faydalarının olduğu belirlenmiştir. 
Ancak misvağın bulunamaması halinde dişleri, İslâmî ölçülere uygun olarak hazırlanmış fırça ve diş macunu veya sabunla, bu da bulunamadığı takdirde parmaklarla oğuşturmak suretiyle ve suyla temizlemek gerekir. 
Önce abdest ve namazla veya Kur'ân-ı Kerim okurken bedenimizin ve ağzımızın temiz olması ve toplum önüne çıkarken de, imanın belirtilerinden sayılan temizliğe dikkat edilmesi gerekmektedir.
Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed





























12 Ocak 2016 Salı

Bismillahirrahmanirrahim

SEVGİLİNİN SOYU (.S.A.V.)

Bütün hamtlar ve övgüler Allah u Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, Salât ve selam bütün insanlığın Efendisi, Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘e âline ve ashabına olsun…

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed”


Değerli olerlarım! Güzeller güzeli (s.a.v.) nuru, Âdem (.a.s..) itibaren temiz babalardan ve temiz analardan geçerek gelmiştir.

Kur’ân-ı kerîmde Şu’arâ Sûresi 219 âyetinde, “Sen, ya’ni şenin nurun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana ulaşmıştır.” buyurulmaktadır.

Hâdis-i şerifte de: “Allahü teâlâ insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vücuda getirdi.

Sonra, bu kısımlarından en iyisini Arabistan’da yetiştirdi.
Beni bunlardan vücuda getirdi.

Sonra evlerden, ailelerden en iyisini seçip, beni bunlardan meydana getirdi, O hâlde, benim ruhum ve cesedim mahlûkların en iyisidir.

Benim silsilem, ecdadım en iyi insanlardır.” buyuruldu.

Yaratılan ilk insan olan Âdem (a.s.) Muhammed (s.a.v.)’in zerresini taşıdığı için alnında onun nuru parlıyordu.

Bu zerre Hz. Havva’ya ondan da Şît (a.s.) ve böylece, temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti.

Muhammed (a.s.) nuru da, zerre ile birlikte alınlardan alınlara geçti. Melekler ne zaman Âdem (a.s.) yüzüne baksalar alnında Muhammed (s.a.s.) nurunu görürler ve ona salevât okurlardı.

Yani: “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed” derlerdi.

Âdem (a.s.) vefat edeceği zaman oğlu Şît (a.s.) dedi. ki; Yavrum! Bu alnında parlayan nur, son peygamber olan Muhammed (s.a.v.) nurudur.

Bu nuru, mü’min, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyyet et!. Muhammed (s.a.v.) gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasiyyet etti.

Hepsi bu vasiyeti yerine getirip, en asil ve en kibar kızlar ile evlendiler.

Nur, temiz alınlardan, temiz kadınlardan geçerek sahibine ulaştı.

Resûlullahın (s.a.v.) dedelerinden birinin iki oğlu olsa yahut bir kabile iki kola ayrılsa Muhammed (s.a.v.) soyu, en şerefli ve hayırlı olan tarafta bulunurdu.

Her asırda O’nun dedesi olan zât, yüzündeki nurdan belli olurdu. O’nun nurunu taşıyan seçilmiş bir soy vardı ki, her asırda bu soydan olan zâtın yüzü pek çok güzel ve nurlu olurdu.

Bu nûr ile kardeşleri arasında belli olur, içinde bulunduğu kabile başka kabilelerden daha üstün, daha şerefli olurdu.

Âdem (a.s.) dan beri evlâttan evlâda geçerek gelen bu nûr İbrahim (s.a.v.) , ondan da oğlu İsmail (s.a.v.) geçmiştir.

Onun da alnında sabahyıldızı gibi parlayan nur, evlâtlarından Adnan’a, Ondan da (Me’âdd) ve (Nizâr) a intikal etmiştir.

Nizâr doğunca babası Me’âdd, oğlunun alnındaki nuru görüp sevinmiş, büyük bir ziyafet vererek böyle oğul için, bu kadar ziyafet az bir şey dediği için oğlunun adı Nizâr (az birşey) kalmıştır.

Bundan sonra da nûr oğuldan oğula intikal ederek asıl sahibi sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) ulaştı.

Peygamberimiz (s.a.v.) hadîs-i şerîfte şöyle buyurdu:

“Ben, Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim, Abdü Menaf, Kuseyy, Kilâb, Mürre, Kâ’b, Lüveyy, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs, Mudar, Nizâr, Me’âdd, Adnan oğlu Muhammedim.
Mensûb olduğum topluluk, ne zaman ikiye ayrılmış ise, Allah beni muhakkak onların en hayırlı olan tarafında bulundurmuştur.

Ben câhiliyyet, ahlâksızlıklarından hiçbir şey bulaşmaksızın ana ve babamdan meydana geldim.

Ben, Âdemden babama ve anneme gelinceye kadar, hep nikâhlı anne babadan meydana geldim.

Ben ana ve baba itibariyle en hayırlınızım.

Başka bir hadîs-i şerîfte de,

Allahü teâlâ, İbrâhimoğullarından İsmail’i seçti.


İsmail oğullarından Kinâneoğullarını seçti.

Kinâneoğullarından Kureyşi seçti.

Kureyşten Hâşimoğullarını seçti.

Hâşimoğullarından Abdülmuttaliboğullarını seçti.

Abdülmuttaliboğullarından da beni seçti.” buyurdu.

Mevla Teâlâ Güzeller güzeli (.s.a.v.) in şefaatine nail eylesin, Onun nurlu yolundan ayırmasın

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed”












Bismillahirrahmanirrahim,

Sevgiliye salâvat getirmenin fazileti-1

Bütün hamtlar ve övgüler Allahu Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, Salât ve selam Âlemlerin Efendisi, Hz. Muhammed Mustafa  (s.a.v.) ‘e âline ve ashabına olsun.

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed

Değerli okurlarım! Enbiya Suresi’nin 107. ayet-i kerimesinde Güzellerin en güzeli (s.a.v.)’e hitaben şöyle buyuruluyor:

“Resulüm Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”

Muhakkak ki Hz. Muhammed (s.a.v.) Allahü Teâlâ’nın Resul’ü ve Âdemoğlu’nun efendisidir.

Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur.

O’ önce ve sonra gelen insanların içinde Allahü Teâlâ indinde en mükerrem odur..

Kabri ilk açılacak olan; ilk şefaatçi ve ilk şefaat izni verilecek olan; Cennet’in kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allah’ın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine O’dur. Kıyamet günü Livâü’l-Hamd sancağını O taşıyacaktır. (Mektubât-ı Şerife, cild 1, sayfa 87,)

Ve O’nun hürmetine ümmet-i Muhammed cennete ilk girecek ümmettir.

Efendimiz  (s.a.v.)’in fazilet ve meziyetlerini saymakla bitirmemiz ve kelimelerle ifade etmemiz elbette mümkün değildir.

Bu hususta Kur'ân-ı Kerim’de; “Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”(Tevbe Suresi,128;)  buyrulmaktadır.

Yine Efendimiz (s.a.v.)’in  “Allah’ım ümmetimi muhafaza buyur, ümmetime merhamet eyle” diye ağlayıp yalvarması,  O’nun ümmetine ne kadar düşkün olduğunun başka bir delilidir.

Mü’m inlere böylesine düşkün olan Efendimiz (s.a.v.) 'in ümmeti olarak bize düşen vazifelerden biri de Rasül-i Ekrem (s.a.v.) çokça salevât-ı şerife okumaktır.

Her mevzuda onun yolunu takip etmekle beraber bağlılığımızı ve ona olan hürmetimizi salevât-ı şerife ile de izhar etmemiz icap eder.

Cenab-ı Hak Ahzâp Suresi'nin 56. ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:

"Muhakkak Allah ve melekleri Peygamber'e salâvata bulunurlar. Ey iman ile müşerref olanlar, sizde O'nun üzerine salâtta ve teslimiyetle selamda bulunun"

Mevla Teâlâ’nın salati demek, ondan gelen rahmet, kerem ve ihsan demektir ki, Allahu Teâlâ’nın bu ihsan, kerem ve rahmeti. Sevgiliye (s.a.v.) ‘e arada hiçbir kesinti olmaksızın devamlı olarak gelir.

Ayeti kerimede olduğu gibi, Mevla Teâlâ Resülüne salâvat getirmeleri için, kullarına emir etti.

Salatü Selam getirmenin ne kadar önemli olduğunu anlatmak için de, kendisinin ve tüm meleklerinin Habibine salat eylediğini bildirdi.

Kullarının da Resulüne Salât ve Selam getirmeleri için ferman buyurdu.

Fahri Kâinat (s.a.v.) bir gün müjdeli bir haberi ashabına bildirmek için sevinç içinde mescide geldi ve şöyle dedi.

”Ey Muhammed! Sana bir Salâvat getirene ve selam gönderene, benim 10’Salavat getirdiğime ve selam gönderdiğime razı değil misin?”

Bir hadiste ise.; Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

”İnsanlardan şefaatime en layık olan kimse, bana en çok salavat getirendir.”

Diğer bir hadiste: “Bana salavat okuyan kimseye meleklerde salavat getirir. Bana salavat getirmeye devam ettiği müddetçe, Meleklerde ona salavat getirmeye devam ederler, ister az, ister çok okusun, bana salavat getirmeye devam ettiği müddetçe Meleklerde ona salavat getirmeye devam ederler.”

Meleklerin peygambere salâvat getiren kimseye getirdikleri salâvattan kastedilen mana: Kulun kusur ve günahlarının affı için Allahu Teâlâ’ya yalvarmalarıdır.

Alla hu Teâlâ Melekleri tüm canlı varlıklardan daha çok yaratmıştır.

Bütün insan, cin, hayvan ve diğer canlı varlıklar, Meleklere karşın ancak onda biridir.

Bu durum arşı alaya varıncaya kadar devam eder..

O halde bir salâvat okuyan kimsenin bütün meleklerden alacağı ecrin ne kadar olacağını düşünecek olsak bu düşüncenin bile ne kadar zor olduğunu anlarız.

Bunu ancak Allahu Teâlâ bilir.

Bütün bunlardan sonra salâvatı Şerife’yi çokça okumak ve okumaya devam etmek, en akıllıca bir iştir.

Sevgililer sevgilisi şöyle buyurdu:” Yanında adım anıldığı halde bana salavat okumaması, kişiye cimrilik bakımından yeterlidir.”

Güzellerin en güzeli -(s.a.v.)- buyurdular ki:

Bir gün bana Cenab-ı Hakk’ın dört büyük meleği geldi.
Bunlar; “Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail” Aleyhimüsselam idiler.

* Cebrail (a.s) bana dedi ki:

Ya Resulallah! Senin ümmetinden bir kimse size günde 10’ defa salavat ederse yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.

* Mikail (a.s) de dedi ki:

Ben o kula senin kevser havuzundan kana kana içiririm.

* İsrafil (a.s) dedi ki:

Ya Resullallah! O kulun affı için başımı secdeye koyarım Allahu Teala onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.

* Azrail (a.s) de:

Ya Nebiyallah! Sana günde 10’ defa salâvat edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim, dedi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Bu ne büyük lütuf ya Rabbi! Bu ne büyük ihsan Allahım! Buyurdular.

“Cuma gününde benim üzerime Salâvat-ı Şerife getirenin Allahü Teâla 80’ senelik günahını bağışlar.” (Hadisi şerif.)


“Bana okuduğunuz salavat-Şerife’yi Cuma günleri daha da artırınız.”

Hadisi şerifte görüldüğü gibi,  Cuma günleri Salavati Şerife’yi daha çok okumamızı istemiştir.

Çünkü Cuma günleri, bütün günlerin efendisi, Efendimiz (s.a.v.)’ de bütün insanların efendisidir.

Yalnız insanlar mı, bütün mahlûkatın efendisidir.

Günlerin Efendisi olan Cuma gününde, Âlemlerin Efendisi olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e çok salâvat okumak el betteki daha güzel bir şeydir.

Ecir ve sevap arttığı gibi, Mevla Teâlâ’nın rahmetine ve keremine de mazhar olunur.

Kıyamet Cuma günü kopacağı gibi, Mahşer alanı da Cuma günü kurulacaktır.

Durum böyle olunca da kişi, kıyameti Cuma günü daha bir hatırlayacak, günahlarının çokluğuyla da o günün dehşetini düşünecektir.

İnsanoğlu o günde Mevla Teâlâ’nın gazabını ve azabını tefekkür edecektir.

İşte o günde bütün mahlûkatın efendisi olan Hz Muhammed (s.a.v.) ‘e şefaat için Mevla Teâlâ izin verecektir.

Öyleyse Sevgilinin şefaatinden mahrum kalmamak için bol bol Salatü selam okuyalım.

Yine Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

”Ümmetimden bana bir salavat okuyan kimse için, 10’ iyilik yazılırken, kaydında da 10’kötülük silinir.”

İbadet edilmeye engel olmayan her yerde, kadın ve erkek her Müslümanın salavat okuması, kötülüklerinin imha edilip günahlarının bağışlanması için gereklidir.

“Kıyamet günü insanların bana en yakını, bana en çok salavat okuyandır.” Hazreti Muhammed Mustafa  (s.a.v.)

“Kim bana bir kere Salatü selam getirirse,  Allahu Teâlâ ona 10’rahmet eder, 10’ da hatasını af eder,10’ da derecesini yükseltir. (Ramuz.)

“Kim Efendimiz (s.a.v.) Salatü selam getirirse, Hz. Cebrail (a.s.) Ya Rasülellah o’ insana 1000’ Melek aynı duayı yapar.” (Hadisi şerif.)

“Kim Efendimiz (s.a.v.) çokça salatü selam getirirse onun derecesi o derece yükseltilmiş olur.” (Hadisi şerif.)

“Herkim günde Efendimiz (s.a.v.) 1000’ defa salatü selam getirirse, Cennet deki yerini görmeden ölmez.” (Hadisi şerif.)

“Kim beni rüyada görürse şefaatim ona vacip olur. Ben kime şefaat edersem cehennem onun cesedini yakmaz..” (Hadisi şerif.)

Yüreklerimizde vaz geçilmez bir yerin var biz seni görmeden sevdik Ya Rasulallah!.

“Rabbim cümlemizi salâvatın özüne ulaşıp, Peygamber ahlâkıyla ahlâklanmayı, O’nun 23 yıllık nübüvvet hayatından lâyıkı vechile hisseler almayı ihsan eylesin!…”

Kıyamet günü insanların bana en yakını, bana en çok salâvat okuyandır.

Hazreti Muhammed  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem.)

Rabbim Sevgilinin nurlu yolundan ayırmasın şefaatina nail eylesin.

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed



11 Ocak 2016 Pazartesi







Bismillahirrahmanirrahim

İÇKİNİN ZARARLARI

Bütün hamtlar ve övgüler Allah u Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, Salât ve selam bütün insanlığın Efendisi, Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘e âline ve ashabına olsun…

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed”

Değerli okurlarım! Yüce dinimiz İslam, aklı, canı, nesli, malı ve dini korumayı esas almış, bu değerlere herhangi bir şekilde zarar verilmesini de şiddetle yasaklamıştır.

Dünya ve âhiret mutluluğunu engelleyen kişisel, ailevî ve toplumsal huzursuzluklara yol açan başta içki, uyuşturucu ve kumar olmak üzere bütün zararlı alışkanlıkları yasaklamıştır.

Zararlı alışkanlıklar, bazen taklit, özenti ve kötü çevre, bazen de merak ve kişilik zafiyeti sebebiyle oluşmaktadır.

Önemle belirtelim ki uyuşturucu ve sigara gibi maddelerin en belirgin özelliklerinden biri, az miktarda kullanılsalar bile zamanla bağımlılık yapmalarıdır.

Alkol ve uyuşturucu batağına saplanmış kişilerin hemen hemen hepsinin zararlı alışkanlıklara bu şekilde başladıkları bilinmektedir.
  
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır.

Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz, değil mi? (Maide Suresi. 91.)

Nice dost ve arkadaşlıklar içki ve kumar masalarında son bulmuş, düşmanlıklara dönüşmüştür. Atasözümüz ne kadar anlamalı.

”Camiye gidenler sevişir, meyhaneye gidenler dövüşür”

Sahabeden Hz.Ebu Büreyde (r.a.) anlatıyor. Birgün oturmuş içki içmeye başlamıştık. Ben bir ara kalktım Efendimiz (s.a.) in huzuruna çıktım. Ve orada içkinin haram olduğunu bildiren Ayet-i Kerime’nin nazil olduğunu öğrendim.

Derhal arkadaşlarımın yanına döndüm. İçki yasağını bildiren ayeti… Artık siz bunlardan vaz geçtiniz değilmi? Bölümüne kadar okudum.

Elinde kadehi olanlar kadehleri attılar, Fıçının başında olanlar fıçıları küpleri devirdiler. Sokakları sel gibi içki aktı ve hep bir ağızdan vaz geçtik Yarabbi diyorlardı.

İçki yasağı karşısında çok duyarlı hareket eden Sahabe efendilerimiz, bir anda teslimiyetlerini ispat etmişlerdi.

Bugüne kadar içkinin lehinde tek kelime bile söylenmemiştir.

Hz Osman (r.a.): içki insanı zillete düşürür.

Mevlana: Meyhaneden sarhoş olan kimse yolunu şaşırdı, çocukların oyuncağı ve maskarası oldu. O balçık içine düşer ve her bir ahmak ona güler.

Onun için Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor. ”İçki bütün kötülüklerin anasıdır.” (Nesei, Eşribe.)

Bütün yetkililer, alkolün zararlarını dile getirmişlerdir. Bütün ahlaksızlıkların kökeninde, namus ve hayânın elden gidişinde içkinin olduğu bir gerçektir.

Bir kadeh sonucunda namusunu yitiren kızların çığlıkları gazete sütunlarında yer almaktadır. Nice Varlıklı ve itibarlı kişilerin içkiye olan düşkünlükleri ve uyuşturucu alışkanlıkları, nedeniyle hem servetinden hemde itibarından çok çok kayıplar verdiği görülmektedir.

Tembelliğin ve budalalığın başı içkidir. İçki aklı durgunlaştırır, düşünce sistemini bozar. Karar verme yetkisini ortadan kaldırır.

İçki arapça’da (Hamr) diye bilinir. Anlamıda örtmek demektir.
Çünkü aklı örttüğü, kafayı dumanladığı isminden de anlaşılıyor, eserinden de.

Son ve gerçek din olan İslamiyet, içkiyi her çeşidi ile yasaklamıştır.

İçki içilmesini, yapılmasını, taşınmasını ve içki yapılan imalathaneye üzüm satışını bile yasak kapsamına almıştır. İçki ve uyuşturucu maddelerle mücadele asırlardır devam etmektedir.

Hz. İbni Mesud (r.a.) diyor ki. İçki içen bir adam öldüğü vakit onu normal olarak defnedin. Sonra beni bir ağaca bağlayıp asın. Ve hemen dönüp mezarı kazın. Eğer yüzü kıbleden çevrilmiş değil ise, beni asılı olarak ağaçta bırakın.

İçki ayeti inince Hz Ali (r.a.) dedi ki: Bir kuyuya bir damla içki düşse sonra oraya bir minare yapılsa o minarede ezan okumazdım. Bir damla içki bir göle damlasa sonra o göl kuruyup yerinde çimen bitse orada koyunlarımı otlatmazdım.

Abdullah İbni Ömer (r.a.) diyor ki. Bir parmağımı içkiye sokmuş olsam, o parmak bende kalmazdı. Yani kesip atardım. Ashab-ı Kiram ve tabiin içkiden son derece nefret ederdi.

Peygamberimiz (a.s.) ise "Sarhoşluk veren şeylerden sakının. Çünkü sarhoşluk veren şeyler bütün kötülüklerin anasıdır ,
(Neseî, Eşribe, 44)

"Sarhoşluk veren şeyler, devâ değil bilakis derttir 
(Müslim, Eşribe,12.)

Allahu Teala’nın seçkin kulları, itaatkâr müminler de içki içmemiş ve içki içilen yerlere uğramamışlardır.

Çünkü içki lanetlemeye sebep olmaktadır. Güzeller güzeli (s.a.v.) içkiyle ilgili 10 kişiyi lanetlemiştir.

1-Sıkanı (imal edeni)
2-Sıktıranı (imal ettiren)
3-içeni,
4-Taşıyanı,
5-Kendisi için taşınanı, ,
6-Sakisini (sıkan hazırlayan)
7-Satıcısını,
8-Satış bedelini yiyeni,
9-Kendisi için satın alınanın,
10-Satın alanı, (Tirmizi Büyü Bab,59.)

Onun içilmesini Haram kılan Allah, satılmasını ve satış bedelinin yenilmesini deh haram kılmıştır.” (Müslim, Müsakat, Bab: 12.)

Bunun için içkinin içilmesinin haram olması, gibi yapılması, taşınması, satılması da haramdır.

Bir adam Efendimiz (s.a.v.) gelerek sordu. Ya Rasülellah, ben içki ticaretinden çok para kazanıyorum. Bunu hayra sarf etsem olurmu? Allah Rasülü (s.a.v.) cevap buyurdular. Sen onu hacca ve cihada sarf etsen bile onun Allahu Teala katında sinek kadar değeri olmaz.

Haram kılınanlar, insanlığa zararlı olduğu için haram kılınmıştır.
İçki nesli bozar yuva yıkar.

Bundan kurtarmak için Hz Kur’an-a sımsıkı sarılmalıyız. Kur’an-nın emirlerine uymalıyız. Kuran-ı Kerim Müslümanların kitabıdır.

Yapın dediklerini yapmak yapmayın dediği haramlarıda yapmamakla mümkündür. Rabbim Müslümanları içki belasından muhafaza eylesin.

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed”
.


EUZÜ VE BESMELE’NİN ÖNEMİ

Eüzübillahi mineşşeydanirrecim
“Kovulmuş şeytanın şerrinden Allahu Teâlâ’ya sığınırım”
Bütün hamtlar ve övgüler Allahu Teâlâ’ya mahsustur. Kâinat’ın zerresi adedince, Salât ve selam Âlemlerin Efendisi, Hz.Munammed (s.a.v.) ‘e âline ve ashabına olsun..

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed

Değerli okurlarım! Makaleme, Eüzübillahimineşşeydanirrecim, Bismillahirrahmanirrehim. İle başlı yorum. Feyiz ve bereketin hâsıl olması ve zararlı şeylerin defedilmesi için Euzü ve besmele çok önemlidir.

Gerek Kur’an-ı Kerim okurken gerek diğer işlerde “Euzübillahimineşşeydanirrecim.” ile başlamaya “İstiaze denir.”İstiaze” Kalbini Allahu Teala’nın düşüncesinden alıkoyan her şeyden temizlemektir..
Bismillahirrahmanirrehim” ile birlikte buna “Euzü Besmele” denir. Çünkü bütün zararları defetmeye muktedir olan odur.

Bu aynı zamanda şeytanın açık bir düşman olduğunun itirafıdır. “İstiaze; bir anlamda izin istemektir.

Kur’an-ı Kerim okumak isteyen kimse, yüce kudret huzurunda bulunmanın verdiği haz ile hem dilini bir takım lüzumsuz şeylerden temizlemeyi, hem de ona münacaatda bulunmak için kapıyı çalıp izin istemeye muhtaçtır.

Özellikle Kur’an-ı Kerim okumaya başlarken” istiazede” bulunmak “Euzübillahimineşşeydanirrecim.” Demek Allahu Teala’ın emridir.ilgili ayeti Kerime’de Mevla Teala şöyle buyuruyor..

“Kur’an-ı Kerim okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın (Nahil Suresi. 98.) Tıpkı hükümdarın yanına girmek için kapıyı çalıp izin talep etmenin gerekli olduğu gibi.

İstiazenin” gerek namazda, gerek sair şeylerde kıraat dan önce söylenmesi bunun içindir.


BESMELE’NİN ÖNEMİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim”
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Bismillahirrahmanirrahim” ile başlanmayan her meşru ve mubah olan iş bereketsizdir.” (Hadisi şerif, )

Müslüman, meşru olan bir işe başlarken, besmele çekerek ki, ”Ben bu işi kendim için değil, Allahu Teala namına, onun emriyle ve ancak onun için yapıyorum.” Demiş olur.

Efendimiz (s.a.v.) , “Bismillahirrahmanirrahim” düsturunu her hayırlı işin anahtarı olarak ihsan etmiş ve bu edep ve terbiyeyi, bütün ümmetin işleri ve ihtiyaçlarının evvelinde uyacakları bir sünnet-i seniyye kılmıştır.

Mevla Teâlâ’nın birliğini anarak ona karşı edep dairesinde bulunmak demektir. 
Bu edep düsturunun en güzel örneği Kur ’an-ı Kerim’in ilk inen ayeti ve Rabbimizin Güzeller güzeli (s.a.v.) ilk hitabı olan Alak Suresinin İlk ayetinde görülmektedir.

Yaratan Rabbinin adı ile oku.. “Bismillahirrahmanirrahim” rahmet sembolü olduğundan, besmelesiz başlanan işlerin bereketsiz ve hayırsız olacağı bildirilmektedir.

Meşru olan bir şeye”  “Bismillahirrahmanirrahim” İle başlanılmazsa, hayır ve bereketi kesilmiş olur.

 Hz. Muhammed.(s.a.v.)  “Bismilahirrahanirrahim” hem bir edep düsturudur. İslam mefkûresinin temelini teşkil eder.

Kur’an’ı Kerim’in ilmini fatiha suresinde Fatiha’nın mana’sını “ Besmele de” toplamıştır.

“Fahri Kâinat efendimiz (s.a.v.) buyuruyorCebrail (a.s.) bana, geldiğinde gönlüme ilk yerleştirdiği şey, “Bismilahirrahanirrahim” olmuştur.
Mevla Teala Tövbe suresinin dışındaki bütün surelerin başını ”Bismilahirrahanirrahim”ile açmıştır.

Onun yardım ve tevfikini elde etmek, işlerine sözlerine “Bemsele” ile başlamalarını onlara bildirip irşat etmek içindir.

Besmele’nin harf sayısı “19” dur. Bunun hikmeti şöyle açıklanır. Cehennemde “19” zebani ( görevli bekçi) vardır.

Bunlar oradaki diğer görevlilerin kumandanı durumundadır.”Besmeleyi” okumakla her harfine karşılık o zebanilerden uzak kalınır.”Besmele’nin” bereketi ile cehennem azabından emin olunur.

AllahuTeala lafzının ise Kur’an-ı Kerim’de “2698” defa tekrarlandığı görülür.

Bismillahirrahmanirrahim’in.  Üçüncü kelimesi olan “Errahman” “ 57” defa zikredilmektedir. Dördüncü kelimesi olan ”Er-rahim” “151” defa tekerrür etmiştir.

İmam-ı Azam: Besmeleyi ayet olarak değil, sureleri birbirinden ayıran bir bölüm kabul eder.

İmam-ı Şafii ise: Surelerin başındaki besmeleyi Kur’an-ı Kerim’den bir ayet kabul eder. Bu bakımdan, aşikâre kılınan namazlarda (Şafii mezhebine tabi olanlar) besmeleyi de aşikâre okurlar..
Bizans İmparatoru Kayser, Hz. Ömer (r.a.)’e mektup yazıp; “Bende hiç dinmeyen bir baş ağrısı var, doktorlar ilaç bulmaktan aciz kaldılar. Eğer bildiğin bir ilaç varsa gönder” dedi.
Hz. Ömer (r.a.) ona bir takke gönderdi. Kayser, bu takkeyi başına koyduğunda başı ağrımıyor, başından çıkardığı zaman yine ağrımaya başlıyordu.

Kayser, bu hale şaşırıp merakla takkeyi kontrol ettiğinde, içinde üzerine besmele, 
Bismillahirrahmanirrahim” yazılmış bir kâğıt olduğunu gördü.  (Ruhu'l-Beyan Tefsiri -)
Kim “Besmeleyi akşam yatağına yatmadan önce ”21” defa okursa, o gece kovulmuş şeytanın şerrinden, insan ve cinlerin kötülüğünden, hırsızlıktan ve yangından, ansızın ölümden emin olur. O kimseden her türlü bela ve afet def edilmiş olur.
Esmaül Hüsna’nın Mevla Teala’nın güzel isimlerinin manası besmele deki “İsm kelimesinde toplanmıştır.

Kim “Bismillahirrahmanirrahim’i, ihlâs ve samimiyetli bir şekilde manasını bilerek okursa Alla hu Teala’yı bütün isimleriyle zikretmiş olur.
Bir de putlara tapanlara muhalefet olması bakımından bu “Besmele” konmuştur.

Putlara tapanlar işlerine ilahlarının veya tağutlarının isimleri ile başlarlar ve Lat-Uzza-Hubel- ismi ile başlıyoruz derlerdi.
Yani onların  “Besmele’leri” bu idi.

Müslümanlar ise Allahu Teala’nın ismini anarak” Bismillahirrahmanirrahim” ile başlarlar. Selam ve dua ile..

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed


BESMELE ÇEKEN KADIN

Bir kadın her söze ve işe başlarken  “Bismillahirrahmanirrahim” dermiş. O kadının bir de münafık bir kocası varmış. Besmele çekmesine çok kızarmış. Hanımını besmele ile ilgili bir işte mahcup etmeye karar vermiş.  Bir gün hanımına, içerisinde para bulunan bir kese verir ve  “Bunu sakla, sonra senden isterim” der. Hanımı keseyi ”Bismillahirrahmanirrahim” ile birlikte bir yere koyup üzerini örter. Kocası, hanımın haberi olmadan gidip keseyi alır ve kuyuya atar. Sonra gelip hanımından keseyi getirmesini ister. Allahü Teala o anda Cebrail’e (a.s.), yeryüzüne inip keseyi kuyudan alıp yerine koymasını emreder. Cebrail (.a.s.) keseyi kuyudan alıp suları akar bir vaziyette yerine koyar. Kadın keseyi almak için, “Bismillahirrahmanirrahim” elini uzatıp keseyi ıslak bir halde bulunca “Bu kese nasıl ıslandı?” diye hayretler içinde kalır.

Hiçbir şeyden habersizce götürüp kocasına verir. Bu durum karşısında hayretler içinde kalan kocası da hemen tevbe edip salih bir Müslüman olur. Bundan sonra bu koca her işe ve söze başlarken  “Bismillahirrahmanirrahim” demeye başlar. Rabbim meşru olan her işimizde besmele çekmeyi bizlere nasip eylesin